Günaydın, bir haftadır evden çıkmadım. Sanal marketten ev alışverişimi yaptım (her zamanki gibi) kedilerimi ve mutfak pencereme gelip şarkılarıyla kahvaltıma eşlik eden kuşlarımı beslemeye devam ettim. Eve herhangi bir stok yapmadım. Akıl sağlığımı yerinde tutmak için tv haberlerini özellikle açmadım. Corona virüsü insan yapımı ya da değil tartışmalarına bir az göz atıp her hangi bir yorum yapmadım. Kitabımı okuyup dizi seyrettim, kendi içime baktım… Hasta olunca semptomlar veririz, hastalığın ne olduğunu anlamadan bunları yok edersek sorunu geçici olarak ötelemiş oluruz.
Covid19, insanlık ailesinin kendi eliyle çizdiği sınırların anlamsız olduğunu, hepimizin bir bütünün ayrılmaz parçaları olarak yaşamamız gerektiğini, dünyanın artık bize vereceği birşeyi kalmadığını birşeyler verme sırasının bizlerde olduğunu anlatıyor.
Biz kimiz? Bu gezegene doğmuş ve sadece yaşarken para kazanmayı hedefleyerek gezegene beş kuruşluk faydası olmayan canlılar mı olduk?. Hepimiz için bir muhasebe zamanıdır… Frene basın dedi tabiat ana… oturun dedi.. bırakın biraz beni kendi başıma da kafamı bir dinleyeyim dedi..
Herbirimiz için, içinde yaşadığım mavi eşsiz gezegene ne katkıda bulundum, hayatımı nasıl daha az tüketerek geçiriririm, nasıl dünyayı hunharca kullanmaktan vazgeçerim, doğayla barışık ve onunla uyum içinde nasıl yaşarım diye düşünme zamanıdır.
Bugün içinde bulunduğumuz rekabete dayalı, (bir çok noktada yanlışlığı kanıtlanmış )Darwin teorisini baz alan toplumsal düzenin birlikte çalışmaya ve dayanışmaya dayalı yeni bir toplum düzenine dönüşmesi gerektiği açıktır, bu dönüşüm eşzamanlı olarak dünyanın birçok noktasında başlamıştır.. salgın bitip normale dönüdüğümüzde dönülen yer “yeni normal” olacak. Ekonomide, toplumda, yaşam tarzımızda değişiklik olacak.
Bu arada unutmayalım vücudumuz müthiş bir mekanizmaya sahip ve bu gibi zamanlar için dizayn edildi. Korkmadan ve hijyen kurallarına uyarak bu günlerin üstetesinden geleceğiz. Bundan en ufak bir şüphem yok.
Sevgi ışık ve sağlıkla kalın.
Author: cevrenugmailcom
🌏Gezegenimiz ve biz
Evrenin oluşumuna bu yazımda girmeyeceğim. Bu “küçük, mavi yeşil ve yalnız” gezegende tek hücreli canlıdan, günümüzde yaşayan “modern insan”a nasıl geldik, çevre felaketlerini nasıl yarattık, neleri nasıl tükettik, neler ürettik, biraz bunlar üzerine yazmak ve düşünmek istiyorum. Acaba sonumuz ne olacak diye de kendime sormadan edemiyorum. V bölümden oluşan bir yunan trajedisi gibi, sonumuz felaket mi olacak yoksa hep birlikte bu işten alnımızın akıyla çıkmayı başarabilecek miyiz diye düşünürken kalbim hep ikinci seçeneğin etrafında çarpıyor.
Geleneksel bilim ve dinin bize söylediğinin aksine, evrim, ne rasgele gerçekleşir, ne de önceden belirlenmiştir: evrim canlılar ve çevre arasındaki akıllı bir danstır. Şartlar uygun olduğunda (bir kriz ya da bir fırsat doğduğunda) biyosfer önceden tahmin edilemeyen daha tutarlı ve stabil bir noktada yeni bir dengeye oturur. İnsanın dünyadaki varlığı, onun kişisel ve kollektif olarak inançlarını ve davranış şekillerini zamanında değiştirmesine bağlıdır. Davranışlarımızın merkezinde sevgi ve şefkat olmalıdır.
Sevgi hepimizin gideceği tek yöndür, bu yöne doğru yol almazsak kısa sürede dinazorlar gibi tarih sahnesinden silineceğimiz günler yakındır. İnsanların hür iradeleri ile yapacakları seçim önlerindeki en önemli sınavdır. Vaktimiz çok kalmadı, dünyamız alarm veriyor.
Eğer içinde bulunduğumuz bu durumdan çıkmayı ve sevgi dolu ve daha iyi işleyen bir dünyayı hayal etmek size zor geliyorsa o zaman, sonu güzel biten, başka bir hikayeyi kendinize örnek alabilirsiniz. Bu hikaye büyümekte olan bir tırtılın hikayesidir. Tırtılın içindeki milyonlarca hücreden biri olduğunuzu hayal edin. Etrafınızdaki her hücrenin saat gibi çalıştığını ve görevini yaptığını görürsünüz, ama bir gün gelirki bu saat gibi işleyen mekanizma çatırdar, hücreler kendilerini öldürmeye başlarlar, her taraf kararır ve kıyamet günü gibi etraf simsiyah olur. Bu ölen hücrelerin arasından, tam gelişmiş böceğe ait, yeni hücreler, “hayali hücreler” denilen hücreler ortaya çıkar. Bunlar kümelenerek yeni bir planla tamamen değişik bir canlıya hayat verirler. Bu hayatta kalan yeni hücreler kelebeği oluşturur. Burada insanı hayrete düşüren şey, tırtılla kelebeğin DNA sının aynı olmasıdır. İkiside aynı canlıdır ancak ikisi değişik organizasyon sinyallerini alıp onlara cevap vermektedir. Ne demek mi istiyorum, çok basit: bugün tvleri açıp gazeteleri okuduğunuzda medyanın dünyayı bize bir “tırtıl” gibi sunduğunu görürsünüz. Buna rağmen, dünyanın değişik yerlerinde yaşayan insanlar “hayali hücreleri” sayesinde alışılagelmişin dışında düşünüp algılayarak, birlikte yeni, ahenkli ve tutarlı bir sevginin titreşiminde birleşiyorlar. Sizin yeriniz neresi? İnsanlığın bu sıra dışı, “yeni sürümüne” katkıda bulunacak “hayali hücre” letinizi devreye sokacak mısınız? Yoksa size sunulanı alıp kullanıp kaderimiz buymuş mu diyeceksiniz? Şimdi bize öyle gözükmese bile geleceğimiz tamamen kendi ellerimizde. Sahip olduğumuz eski inançları, bilinçaltımızda, biz farkında olmadan çalışan programları, hayatımıza kattığımız yeni, olumlu, bizde ve evrende mucizelerin kapılarını açacak yeni inançlarla değiştirmemiz gerekiyor.
Daha çok silahlanma barışı getirmiyor, daha fazla hapishane suç oranlarını düşürmüyor, daha çok bilgi bizi daha bilge ve feraset sahibi yapmıyor.
Kendimizle ilgili öğrendiğimiz sınırları kaldırmamızın tam zamanı, o sınırları biz koyduk ve onlara inandırıldık ya da inandık. Şimdi eskileri rafa kaldırmanın mümkünse de tedavülden kaldırmanın tam zamanı. Bilinç altımızı temizleyip kendimizi doğa ile insanlar ile uyum içinde konumlandırmanın zamanı.. İçimizdeki hayali hücreleri uyandırıp yeni bir ben yaratmanın zamanı.. Bu virüsle başlayan dönüşümü kendiniz için bir fırsat olarak değerlendirmenizin tam zamanı
Sevgi ışık ve sağlıkla kalın🌸💗🌷
Çevren Üstün
Doğayı özledik hepimiz, tıpkı gurbette, anne hasreti çeker gibiyiz. Özledik bir bahar günü, dışarıda, keyifle içimize havayı çekerek koklamayı… Polen alerjisi olanlarımız bile, özlediler doğayla kucaklaşmayı….Sıradan olan şeylerin aslında bizim mutluluğumuza nasıl da katkıda bulunduğunun farkına vardık. “Küçük şeylerden mutlu olurum “diye kurulan cümlelerin gerçekliğini anladık. Bu dünyaya doğmanın bile, nasıl bir mucize olduğunu, milyonlarca spermden yalnız bir tanesinin yumurtayı dölleyerek bizi oluşturduğunu, o sperm değil de başka bir tanesi yumurtayı döllese bizim burada olamayacağımızı bilmenin bile, her gün şükretmemiz için yeterli sebep olduğunu nicedir unutmuştuk. Biz doğanın evlatlarıyız, ama çoğumuz doğaya gerçek annemiz gibi değil üvey annemiz gibi davrandık. Onu hoyratça kullandık, doğadaki tüm canlılar onun öz çocuklarıdır, bir annenin gözünde de bütün evlatlar eşittir, ama biz insanlar, kendimizi diğer tüm kardeşlerden daha yukarıda bir yerlere koyduk, kendimizi fazlaca önemsedik, kendimize eşref-i mahlukat dedik. Uzun sözün kısası sadece annemize değil kardeşlerimize de tepeden baktık….Kendimizi her şeyin hakimi ve her şeyin sahibi saydık. Vermeden almanın, üretmeden tüketerek yaşamanın, çirkin büyüsüne kapıldık çünkü kendimizi hep iktidarda ve hem güçlü hem haklı gördük. Anamız da bu haksızlığa dayanamadı, bize bir ders verdi..ama ana bu ..kalbi yumuşaktı…kıyamadı bizlere, bu dersle birlikte bir de fırsat verdi: bu fırsatın adı “dayanışma” ve “doğayla uyum içinde yaşama”dır. Egomuzdan sıyrılarak birbirimize yardım etme, doğaya ve onun tüm çocuklarına saygımızı sevgimizi gösterme zamadır. Zaman, karşılık beklemeden ihtiyacı olan tüm canlılara yardım etme, dayanışma içinde olmaktan duyulan sevinçle, doğa ile uyum içinde olma pratiğini yapma zamanıdır. Sevginin anlamının, almak değil, vermek olduğunu anlama zamandır. İyiliğin karşılık beklemeden yapılan bir hareket olduğunu anlamanın, kalp gözümüzü açıp, ona kulak vermenin zamanıdır. Dilerim ki sevginin gücü kalbimizi kaplasın. Gözümüzü sevgi bürüsün. Işıklı, huzurlu sevgi dolu günler hepimizin olsun 🌸💓💗🌷
Some thoughts during these very special days..
Many have been feeling very caged in with isolation and social distancing, so here is a bear teaching from Native Americans.
When a bear goes in to hibernation, they do it for the health of their community and themselves. In the winter, food is scarce, hibernating allows other animals to have access to the limited resources. It slows the spread of disease and viruses among other animals during a season when immune systems are lowered, and energy is limited.
It is also a time of conserving health for the bear, a time for reflection… it is a time that allows you to renew, to undergo change, to honor your place in life and food cycles.
It is not a time for anxiety or fear. When it is time for hibernation, a bear can finally relax. All of the stress of finding food, territory, and a mate disappears. The bear believes that they have done enough and trust in themselves. They know this process is necessary and they will come out the other side renewed.
Be the bear. Stay home. Rest. Know you are doing this for something much bigger than yourself.
Love light and peace
